AÇIK MUTFAK

açık

Reçellerimizi yaptığımız mutfakla, lafladığımız salonun arasındaki duvarı yıktırdık, yerine açık mutfak yaptırdık. Yemeğin kokusu salona, salonun sesi mutfağa doldu.

Muhabbetimize siz de buyurmaz mıydınız?


 

1 9 10 11 12 13 16
  • Merve Kantarcı
    7 Temmuz 2016 - 19:41 | Linki al

    Sizin bir temizlik hatıranız var mı?

    Kırk yıldır değişen dünya düzenine, modernleşen kültüre, tatilleşen bayramlara, alışveriş tutkusuna, birbirini görmekten aciz olma durumuna velhasıl bunların hepsine meydan okuyan tek bir şey vardır ‘aile sesi.’

    O sesi en çok da bayramlarda arıyor insan. Koskoca bir evde anne eline alışkın eşyalar, baba elini bekleyen tamiratlar başkasını asla kabullenmek istemez. Neyi tutsanız elinizde kalır ya da yaptığınız hiçbir şeyin tam olduğunu hissetmezsiniz. Gözünüzü kapatsanız yaptığınız temizliğin bile anneniz tarafından eleştirilip beğenmediğinde kızdığınız vakitler aklınıza gelir. Sonra şöyle bir toparlanıp cam, pencere, halı vs. yeniden başlarsınız hepsine. Demem o ki temizlik bile yeri geliyor hatıra oluyor. İllaki herkesin anne kız, baba-kız ya da baba oğul aklınıza gelen binlerce temizlik hikayesi olmuştur.

    Bayram kapıdan girdiğinde mütemadiyen kendini hatırlatıyor. Bayram temizliğinin hikayesi böyledir. Annelere siner, kızlarına sirayet eder, evin her köşesi o günü özellikle bekler. Sanki o bayram günü herkes evin pencerelerine bakarak yürürcesine, eve gelenler koltukların altını kontrol edercesine, avizeleri aşağı indirip toz var mı diye kontrol edercesine, herkes Ramazan boyunca ilk kez o evde yemek yiyeyecekmişçesine, perdeler sanki bütün bir yıl yıkanmamışçasına hummalı bir temizlik yapılır. Unuttuğum birsürü şey olduğuna eminim onları siz tamamlayınız. Küçüklüğümden beri hiç anlam veremesemde bu duruma, bayram geldiğinin hissini veren en tatlı telaşlardan biri de buymuş aslında. Sanırım bunları rengi eksilmiş bayram geçirenler anlayabilir. Doğrusu ‘nerede o eski bayramlar’ diyecek yaşta değilim. Fakat bana göre ömrümüzden düşen her dakika eski oluveriyor. Yaşadığımız her anı ‘en son o günü’ hatırlayacakmış gibi devam ediyoruz nefes almaya. Taki bir önceki hatırayı unutturacak günlere kadar…
    Her şeye rağmen Ramazan Bayramı’na ulaştık. Acı veya tatlı bir öncekini unutturacak güzel günleriniz ve bayramlarınız olması temennisiyle Ramazan Bayramımız Mübarek olsun.

  • Adı Yok
    7 Temmuz 2016 - 19:27 | Linki al

    Rumuz : Adı Yok

    Sizin de Bayramınız Kutlu Olsun!

    Ben kimim? Nerdeyim? Bunu neden yapıyorum? Bu bayram bulaşık yıkarken aklınıza gelen sorulardan bazıları bunlarsa, merhaba ben de sizdenim!

    Bayram sabahı kalktınız, yola çıktınız. İlk olarak beyefendinin ailesine gidilecek. Sebep? Çünkü ziyarete “oğlan” tarafının ailesinden başlamak en önemli farzlardan biri, yani farz olmasa bile sünnettir diye düşünüyorum. (!) Bu kısım çoğu kişi için klasik zaten. Neyse, içeri girdiniz, el öpme faslı tamamlandı, ne görüyorsunuz? Mutfak tezgahında sizi bekleyen 10 adet soğan. O an anlıyorsunuz ki, mutfaktaki mesainiz belirlenmiş. Gelsin patatesler, patlıcanlar, biberler… Yemekleri yaptınız, nihayet oturdunuz. Zil çaldı. 15 kişilik misafir grubu teşrif ettiler. Tebrik kısmı zaten kısa sürüyor, hemen sofra kurulmalı ama o da ne? Misafirler tok gelmişler. Sadece tatlı yiyip gidecekler. En azından bulaşık miktarı azaldı, sevinebilirsiniz. (!) Şimdi tabakları hazırlayın, peçeteleri çıkartın. Odadaki herkes ağa / hanım ağa gibi otururken, siz o evin gelini olarak hizmet etmekle yükümlüsünüz. İşinizi iyi yapın ha, sakın malzeme vermeyin karşı tarafa. Konsantre olun, sizin kimseyle konuşmanıza gerek yok zaten, orda bulunma amacınız “hizmet”. Eğer sizinle ilgili merak ettikleri şeyler varsa içeride temsilciniz olarak eşiniz var, soruları ona yöneltiyorlar endişe etmeyin. Tabakları götürün, içecek servisi yapın, siz servisi bitirene kadar birilerinin tabağı bitecektir nasılsa. Boşalan tabağı, bardağı mutfağa taşıyın ve bulaşığa girişin. Şunu bilin ki, o evde kimsenin yaşının, cinsiyetinin veya ailedeki konumunun önemi yok, konsept şu şekilde; “o evin gelini ve diğerleri”. Misafirler evden ayrılırken mutfağa kafalarını uzatıp “kolay gelsin” demeyi eksik etmezler, rahat olun. Günün sonunda görevinizi tamamladığınızda üstünüze sinmiş yağ-salça-soğan kokusuyla annenize gitmeyi hakettiniz. Tebrikler! Sizin de bayramınız kutlu olsun.

    Lafı çok uzatmayacağım. Ben, bu ve benzeri durumlardan çok rahatsızım. Bazıları ne var canım bunda, bayram günü iki kap yemek yapmışsın, üç beş tabak yıkamışsın diyecektir. Durum şu ki, bu işlerin bir zorunluluk olarak üzerime yüklenmesine, görünmeyen bir hiyerarşi oluşturulup, (kız / gelin, büyük gelin / küçük gelin ya da misafirliğe gelen ailenin gelini / misafirliğe gidilen ailenin gelini vb. ) bunun üzerinden görev tanımlaması yapılmasına sinirliyim. Bayram günü dediğimiz şeyin bazıları için sofra kurup kaldırmak ve bulaşık yıkamaktan başka bir şey ifade etmesine izin verilmemesine kızgınım.

    Peki, bu “yazılı olmayan kurallar” sadece bayramda mı geçerli? Hayır. İşin diğer kötü tarafı ise, ne kayınvalide konumunda olan kadınların, ne kayınpederin, ne de eşlerin bu konunun sıkıntısını idrak etmesi mümkün gibi gözükmüyor. Zira kendi annem bile bunun böyle olması gerektiğini düşünürken umutlu olamıyorum. O zaman, şu cümleyi kendi kendime tekrar etmem gerek : “Belki de bir tek ben sorun ediyorumdur, belki de bütün bunlar gerçekten olması gerekendir.” Ne dersiniz?

    • merve
      8 Temmuz 2016 - 10:53 | Linki al

      malesef erkek ve ailesini bizler çıkartıyoruz en üst mertebelere. Sonra gelenek halini alan saçmalaıklar abidesi… Bu duruma sebep olan da aslında anneler ve kabulleniş. Her zaman söylerim bir erkeği yetiştirmek, bir nesle yön vermektir. Amaç erkek çocuğunu “erkek” yada kız çocuğunu “kız” gibi yetiştirmek değil, insan gibi yetiştirmek olmalıdır… hayırlı bayramlar

  • Meryem Büküş
    3 Temmuz 2016 - 19:58 | Linki al

    BEN “GÜN” SEVMİYORUM
    Beni en çok geren “az samimi” “gün” oturmaları, komşu oturmaları…Ben neden burdayım, dediğim durumlar…
    Önce kapıda “hoşgeldin, nasılsın? ” sonra içerde “hoşgeldin, nasılsın? ” tekrardan. Cevap “iyi değilim bu aralar” denemeyecek, dense, herkes söyleyene şöyle bi dönüp bakacakmış gibi.Ezbere bir “İyiyim komutanım!” yapıştırmalısın zira “nasılsın” sorusu cevabı merak edildiğinden değil -çoğu şey gibi- prosedür gereği sorulur ve geçilir, lütfen bilelim.”Pek iyi değilim” bile diyemeyeceğim birinin elinden, niye bir Suriyeli ailenin 3 günde yiyebileceği kadar pasta börek ikramına nail oluyorum onu anlamadığım için bence böyleyim.
    Pasta börek konusu zaten ayrı bir samimiyet sorunu bence.Hanım ablam,teyzem kaç saat uğraşıp emek edip 10 çeşit ikram yapmışsın, tamam eline sağlık da… “Ay valla kusura bakmayın bi şey de yapamadım.”cümlesini kurmayana yemeğin sevabı mı verilmiyormuş? Az, biraz samimi olsan da o cümleyi kurup övgü beklemesen…”Olur mu canım bir sürü şey yapmışsın, döktürmüşsün” yerine “Evet ya cidden yapmamışsın neyse artık “deseler gözlerini kocaman açacağın, belki de kovmaktan beter edeceğin kadınlara bu izzet ikram neden?Dostlar marifet görsün tabi.
    Herkesin yediği, ev sahibinin çay doldurmaktan iki kelam etmeye fırsat bulamadığı ev oturmaları…O kadar sıkıcı, o kadar cümlenin sonu tahmin edilebilir, o kadar bol kahkahalı ama bi o kadar da alıngan ve az samimi…Kimsenin kimseyi tam olarak dinlemediği, belki umursamadığı, kafa şişiren ama gündelikten öteye de geçmeyen cümleler…Hep kendinden bahseden, küçük dünyalı,yüzeysel ve hayret celbetmeyen düz bakış açıları…
    Sadece sıkılıp, susup oturunca bile “terbiyeli kız maşallah” olabildiğim…Evet, ben “gün” sevmiyorum.

  • çekinengen
    11 Mayıs 2016 - 11:35 | Linki al

    Temel taşlar, dostluk ve sadakat üzerine bir takım notlarım,

    Hayat her zaman akışına bırakılabilecek kadar ilgisizliği, pervasızlığı ne yazık ki kabul etmiyor. Evet ne yazık ki hayatlar filmlerde gördüğümüz gibi arkadan fon müziğiyle o saniyeye farklı bir perspektif geliştirmiyor.

    Ama,
    hayatı kolay kılabilen o kadar güzel bir şey var ki, yıllara kendini adamış, yıllarla kendine yeni bir anlam katmış ; SEVGİ..

    Tabi sevgi adlı duygu da her kalpte yeşermiyor. Herkesin kriteri var herkesin her şey hakkında ayrı bir düşüncesi. Ortak payda nedir diye düşününce o dünyaya açılan camlar var ya, göz diye adlandırmışız onları hani, işte göz göze deyince hissettiğin ya da aradığın ŞEY.

    Kimi anlık mutluluk arar, eve gidince sadece eğlendim, kafam dağıldı diyebilmek için, kimi yanına yakışan insanı arar, kimi güven, kimi saygı, kimiyse sadece önemli olduğunu hissedebilmek..
    Yok yok hayır, burada bahsettiğim aşk değil, ben dostluğun tam kendisinin tanımına talibim. Bu tanımın yolu girift, yolları çıplak ayakları mahvedecek kadar taşlı, su bulamayacağın kadar da kurak. Bazen de kendini unutturacak kadar da feda-karlı.

    Kaçırmamız gereken bir yer var ki o da muhakkak fedakarlığın sadece bir taraftan gideceği düşüncesinin yanlışlılığı. Çünkü, adı üstüne hem feda ediyorsun hem de bir yerden kar elde etmelisin. Yanlış anlaşılmasın bu öyle şatafatlı bir kar olmaz çoğu kez, bazen bir gülücükte kendini görmek, bazen bir cümlede kendini iyi hissetmek.

    Eğer bir şekilde sevdiklerinden kopup başka sehire, ülkeye gitmişsen orada kurduğun ya da kurduğuna inandığın dostluklar senin ailen oluyor. Onlara annene, abine mızmızlanır gibi nazın sonsuza geçecek gibi davranmaya başlıyorsun. Peki sonra ne mi?

    BAM!

    Ya çok şanslısın BİNGO! harikulade insanlara denk geldin ve gözleri senin kalbine dokundu. Beni anlayan var be diye belki biraz şımardın bile çünkü baksana 5 yılın geçmiş beraber. Harikasın! seni şuan kıskandım..

    Ya da..
    Üzgünüm, yukarıda anlattıklarım ılık yaz akşamında uzandığın hamakta yüzünü okşayan rüzgarsa senin yaşadığın uykuda Burj Khalifada camdan dışarıya atılmak. Küçükken herkesin rüyasına giren camdan dışarı yatakla atılmakla ve senin bunu engelleyemeşinle aynı şey bahsettiğim.

    Dünya böyledir, senin hayatındaki en değerlilerini oradan oraya savurmak için elinden geleni arkasına koymaz. Unutmamak ve atlanmaması gereken en önemli nokta Dünyanın bir gün ters yüz olup ne var ne yok ortaya döküleceği olsa gerek. Varsın olsun hayat kuramadığımız dostluklarla sınasın sadece bizi. Belki bunlar kulağa küpe kalbe ihtar olur, olacaktır.

    Küçük eski dostuma ithafen..

  • 1 9 10 11 12 13 16

    Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>