AÇIK MUTFAK

açık

Reçellerimizi yaptığımız mutfakla, lafladığımız salonun arasındaki duvarı yıktırdık, yerine açık mutfak yaptırdık. Yemeğin kokusu salona, salonun sesi mutfağa doldu.

Muhabbetimize siz de buyurmaz mıydınız?


 

1 14 15 16
  • Beyan Geylani
    5 Eylül 2017 - 07:24 | Linki al

    Bismillehirrahmenirrahim diyerek başlamak istiyorum sözlerime.
    Yıl 2016 idi. Diyanetin ,terorden etkilenen Doğu ve G.doğudan bazı iller için hazırlamış olduğu bir yaz kampı oldu. Ve bu kamp ilk kez gerçekleşecekti. Diyarbakır’ın: “Sur,Silvan,Bismil” , Mardin’in: ” Derik,Dargeçit,Kızıltepe”, Hakkari’nin : Şemdinli, Yuksekova ilçelerinden toplam 160 öğrencinin katılımıyla gerçekleşecekti. Istanbul’a ilk kez gelen onlarca öğrenci vardı içlerinde. Bu öğrencilere ayrica eşlik eden hocaları vardı.
    Şemdinli ekibinden eşlik eden hocaları bendim. Üç hafta sürecek bu kampa gelmeden önce tereddütlerim başlamıştı:” acaba nasl insanlarla karşılaşacağız, acaba üç hafta nasıl geçecek?” Vs. Vs., derken…
    23 Temmuz 2016 da Sabiha Gökçen havalimanina inmiştik. Bizi, bizzat programin koordinatorü” Ayşenur Kapusuz” Hanim Efendi karşılamıştı, adı gibiydi. Samimi kollarıyla kucaklamıstı bizleri. Program başlamış, Ümraniyede bi özel yurtta misafir etmişlerdi bizi. Her şey o kadar güzel ve özeldi ki… Mısralara sığmayacak kadar güzel. Çünkü; gönül bağları kurulmuştu. Belki çoğu öğrenciye batıda ki kardeşleri farklı anlatılmıştı. Bundan eminim… Ama ;kurulan bu gönül bağında çocuklar memleketlerine döndüğünde binlerce arkadaşına doğru bildikleri yanlışları düzeltecek,kardesliği anlatacaktı.Sizlere bunlari nasıl anlatsam bilmiyorum, bir yıl geçmiş ama; bu kampı hatırladığmda sanki bu insanlarla hala biraradaymşım gibi, yıllardır birbirimizi tanıyormuşuz gibi…
    Konuyu dağıtmadan devam etmek istiyorum, “gönül bağı “demiştim değil mi?
    Evet, gönül bağı…
    Çok güzel günlerimiz oldu.
    Çok güzel insanlar biriktirdik kurulan bu gönül bağında…
    Öğrencilerden ve velilerden gönlümüzü Coşturacak sözler duyduk. Ayşenur hocam ve ekibine nice dualar edildi…
    Özellikle bi öğrencim vardı, hiç konuşmazdı. Bir ya da iki kez duymuşumdur sesini o da çok kısık bi şekilde. Programın biteceği gün veda gecesi düzenlenmişti güzel ve özenli bir şekilde. Konuşmak isteyen öğrenciler mikrofono alıp kamp hakkında duygu ve düşüncelerini dile getiriyorlardı. Bi yere dalmıştım, kulaklarıma yabanci bi ses geldi, ‘bu konusan kim? ‘dedim ,başımı kaldırıp baktığımda sesini hiç duymadığımz o öğrencimiz, mikrofonu alıp hem konuşuyor hem hıçkıra hıçkıra ağlıyordu kamp sona erecek diye…
    Yaşadığı o terör olaylarr ve özel hayatından dolayı içine kapanan o güzel öğrenci mikrofonda “siz benim ikinci ailemsiniz, sizi çok özleyecem, sizi asla unutmayacağım ” deyip hıçkıra hıçkıra ağlayıp ağlatması kurulan gönül bağlarının eseriydi…
    Daha nice güzel eserler…
    Ve bilinmesini isterim ki hala veliler arar , kızlarının olumlu yönden sürekli değiştiğini söyleyenler var, hala hocalarına dua edenler var…Allah’ın izniyle de var olacak. Hizmetini Allah için yapanlar var oldukça, onlara dua edenler olacak…

    Arada şiir karalarm, tabi ki ilham geldiğinde. Orda ki o güzel arkadaşlardan aldığm muhabbetle gelmeden ettiğim o boş tereddütlerimin yerini gönlümden dökülen şu dizeler aldı:

    Ebu Zer’in yalnızlığını isterken
    Musab Bin Umeyrler,sahabe aşkıyla dolu yürekler karşıladı bizleri.
    Doğudan gelen ters lalelerdik biz,
    Dağların eteklerinde açan sessiz,sedasız.
    Sonra İstanbul’un laleleriyle buluştu, ters dönen hüzünlü lalelerimiz.
    Bakışlar aynı, gönüllerde ki nota aynı Mekkenin Fethi misali gönullerin fethi.
    Niye bu kadar güzelsin İstanbul?
    Osmanlının nefesi var yüzünde
    Bilallerin sesi yükseliyor minarelerinde.
    Uhut gibi yorulsan da ayneyn tepesinde bekleyen yiğitlerin var senin.
    Bizler bulutun takip ettiği Peygamberin ümmetiyiz.
    Ezanı susturmaya çalışan kılıç darbenin “Allahu Ekber!” diyerek kalkan oldu iman dolu gençlerin.
    Kürd’üydü, Türk’üydü, omuz omuza verdi.
    Tank tüfeklere karşı ìmanları yendi,
    Hep birlikte “Ne Mutlu Müslümanım!”denildi.
    Ah ah! Zeyd Bin Haris olamadık ki taşın önüne geçecek,
    Sahabe zamanında yaşamadık ki habibi görecek. ‘Ümmeti Ümmeti!’diye bu aziz peygamberin
    Önüne geçilecek inşAllah bu fitnelerin.
    Doğu, Batı diye ayrım yapanlar!
    Taifte taşlanan bir peygamber var.
    Tek kötü söz söylemeyen bir Yâr(s.a.s)
    Buralar peygamberin ayak bastığı diyarlar.
    Tüm ümmetin nefesi var.
    Seyit Taha Şemdinli’nin Nehri’sinde
    Davası aynıdır, Akşemsettin Hazretiyle.
    Bizler de takip ettik yolu,
    Onların da gönlü Muhammed’in muhabbetiyle dolu,
    Doldu sebilimize kardeşlik nuru
    Işık olmayan yere dağıtacağız onu.
    Şemdinli,Yüksekova Antep’lisinden aldı deva.
    Sur,Silvan,Bismil, geldik, gidiyoruz hava sis mi?
    Derik,Dargeçit,Kızıltepe,
    Haydi kal selametle ey yedi tepe!!!

    Bunu paylaşır mısınız bilemem, haa paylaşmanızı ister miyim? Tabiki evet . Bu güzel kardeşliği herkes bilsin isterim.Beni size yönlendiren de, bu Istanbul daki güzel ekipten kıymetli bi dost oldu, bilmenizi isterim

    Sevinçlerimizin yaninda üzüntülerimizi de paylaştık. Üzüntülerimize kardeş olanlarıda gördük. E daha ne olsun? Kurulan bu gönül bağından , emeği geçen herkesten Allah razı olsun…

  • Tuğba cevheroğlu
    3 Ağustos 2017 - 08:39 | Linki al

    BİR ÇOCUK VE ADİ KAPİTALİZM

    Yeni bir gün, yeni taslaklar, yeni bir yazı, yeni fikirler, yeni yeni hayatlar…
    Çocuktuk biz, daha o zamanlar. Bilmiyorduk evden çıkarken fişleri çekmeyi, ocakları kapatmayı. Böyle dertlerimiz, böyle sorumluluklarımız yoktu bizim. İstemezdik akşam olmasını, akşam demek eve dönmek demekti. Oyunlardan, oyunlarımızdan ayrılmak demekti. İşte bunlar bizim çocukluk dertlerimizdi. Çünkü orda bizim kendi hayatlarımız, kendi dünyamız vardı. Bizim şekillendirdiğimiz, bizim yön verdiğimiz, bizim kurallarımızın olduğu bir dünya. Bazen de kuralsızlıklar yaşanırdı . Çünkü yeri geldiğinde oyuncakları paylaşırken adil davranmazdık, kural bozardık en güzel oyuncakları kapmak adına.. Çamurdan tencerelerimiz, tabaklarımız vardı. Otlar yemeklerimiz ve o otları kesmek için kırık çamlardan bıçaklarımız olurdu bizim.. Hele bir de yazın dikenlerin üzerini saran o sarı yosunlar yok mu!.. Onları toplayıp avucumuzun içerisinde ovup ovup suyunun elimize sinmesini sağlarken ne mutlu olurduk. Sinen su ile avuçlarımız turuncumsu rengine bürünürdü. İşte asıl cümbüş o zaman başlardı. Bu yosunların elimize sinen suyunu kınaya benzetirdik ve kına olduğuna kendimizi ikna ederdik ‘hemencecik’. Kınamızı yaktık ki kına demeye bin şahit gerekliydi Eveeet ben de kına yaktımmm ve bunu ben yaptımm! Ben elime kınamı yaptım!! İşte bu sevinç anlatılmayacak kadar büyüktü. Annem için küçük benim için büyük bir sevinç. Gerçek kına dururken neden yosun suyuna sevinen çocuklardık ki biz. Küçücük ellere neden kınalar yapılmazdı ki.. Ahh ah çünkü kına demek gece yatarken yastığa, yorgana kına değer leke olur demekti. Büyü kocaman ol (ki o kocamanlık literatürüme giren ilk korkutucu söz olmuştu) sana öyle kına yaparız diyen annelerimiz vardı bizim. Çocuktuk diye kendi dünyalarında bizi her zaman kısıtlayan, hor gören annelerimiz vardı bizim. O yüzdendi ki kendi dünyamızı kurup yosunların soyundan kınamızı yakardık annelere, onların yataklarına, yorganlarına rağmen. Peki ya bayramlara yakın günlerde evlerde pişen çöreklerin köyü sarıp sarmalayan o mayhoş tarçın kokusu halen de var mı sizin köyünüzde? Kokusu halen burnumda ama daha taze iken yiyemezdik hep hemen bayram olsun da onları yiyelim derdik. Bayram olurdu ama biz yine yemezdik. Çünkü şeker telaşına girerdik; ‘’kim daha çok toplayacak acaba’’derdik. O yüzdendir ki tadı damağımızda kalmazdı ama kokusu kalırdı… Şimdi ise apartmanlar var ve bayramlarda bile çocuklara kapılarını açmaktan aciz apartman sakinleri..
    Bilmiyordum Ahmet’in babasının annesini dövdüğünü, bilmiyordum Ahmet’in hep bunun için içine kapanık bir çocuk olduğunu. Aptal bir çocuk bilirdik, konuşmadığı için hep gülerdik, dalga geçerdik, hor görürdük Ahmet’i. Bilmiyorduk, çocuktuk.. Ahmet büyüdü kocaman oldu(‘’kocaman’’ulaşılmaz sanılan hep uzak görünen manasını verdiğim sözcük bozuntusu) ama adam olamadı ve yıllardır hapishanede suçu ise hırsızlık. Evet Ahmet, kendini ifade etmekten bile aciz Ahmet, hırsızlık yapmakta nam salmış Ahmet. Babasının oğlu Ahmet..
    Bilmiyordum Fatma Ninenin hasta olduğunu, bilmiyordum oyuncaksız çocukların olduğunu, bilmiyordum çünkü daha çocuktum.. Ne kavgayı, ne üzüntüyü ne de ölümü bilirdik. Herkesi mutlu sanırdık, herkes çamurlarla oynar ve herkes çamur ile mutlu olabilir sanırdık.. Mutlu olduğum bir şey daha vardı o da oyuncak bebeğimdi. İki küçük daldan yaptığım oyuncak bebeğim, kendi elimle yaptığım oyuncak bebeğim. Biri diğerinden az uzundu ve uzunu tüm vücudu, biraz küçüğü ise kolları ve elleriydi. Çok severdik, el üstünde tutardık, ucuzdu belki ama severdik en sevdiklerimizdi. Belki boyalı dudakları, bayalı saçları yoktu ama bezden temiz bir yüzü vardı benim oyuncak bebeğimin. Kara kalemim vardı ve onunla siyah saçlar, zeytin gözler, kalın kaşlar yapardık bebeklerimize. Bilmezdik kontür kaşları, lens gözleri, boyalı saçları. Mesela annelerimizin terziliklerinden kalan artık kumaşları vardı. Girerdik aralarına en güzellerini seçip boydan boya sarıp sarıp sarmalardık, küçük saplardan yaptığımız bedenlerini. Evet sardıkça sarardık bilmezdik mini eteği, göğüs dekoltesini. Çünkü estetik nedir bilmezdik sivrileştirilen, silikonla büyütülen memeleri, ince beli, düz ve uzun bacakları da yoktu bebeklerimizin. Çocuktuk daha çamurlarla oynayıp mutlu olamayı bilirdik. Kapitalizmi, modernizmi bilmezdik küçüktük çocuktuk. Biz barbie bebekleri bilmeyen çocuklardık, kapitalizmin gölgesine sığınan çocuklar değildik..
    ..Ama artık büyüdük ve önce para ile tanıştık sonra şehirlerle, şehir hayatıyla. Unuttuk çamurlarla mutlu olmayı, unutturdular bize. Para ile aldığımız akülü arabalarımız var. Estetiği cazipleştiren, makyaj ile tanıştıran barbie bebeklerimiz var bizim. Tarçın kokusunu da unuttuk mesela, bayramlarda tatillere gitme telaşından. Tadamadık o tadı kokusuyla yetindik, yetiniyoruz. Büyüdük kocaMEN olduk ama adam olamadık.
    BÜYÜDÜK ve adi kapitalizmin kurbanı olmuş çocukluklarımız var artık..

  • Sema Tursun
    3 Ağustos 2017 - 08:37 | Linki al

    Putumuz kim?
    “Hamd, övme ve övülme yalnızca alemlerin Rabbi olan Allah içindir.”
    | Fatiha . 1
    Asırlar önce Hz. İbrahim’in putları paramparça ettiği o sahne bir uyarıcı olarak zihnimin baş köşesinde durur hep. Hiçbir zaman kendimize ve sevdiklerimize yakıştıramadığımız şirkin ne kadar somutlaştırılabileceğine tarihte en büyük kanıtlardandır putlar. Ve onlardan kurtulmanın da somut bir direnişe bağlı olduğuna. Peki bu yönde gerçek anlamda sorguladık mı hayatlarımızı! Acaba bizler kendimizi ve çevremizdekileri hangi ölçülere göre değerlendiriyoruz, zamanımızın büyük bir kısmını nereye harcıyoruz, hayatımızda kutsadıklarımız neler?
    – Allah bizden doğrudan ve aracısız dua etmemizi istemiştir. Buna rağmen kendimizi aşağı görüp aracılarla Allah’a ulaşmaya çalışıyorsak övüp üstün tuttuğumuz aracı kimse bizim putumuzdur!
    – Ev işini hayatının merkezinde gören, en aksatmadan ve heyecanla yaptığı iş temizlik olan, kendi evinin temizliğiyle övünüp/yerinen, komşusunu evinin temizliğine göre övüp/yeren ev hanımının putu ev işidir!
    – Okuduğu bölüme delicesine bağlı olup başarısıyla kendini üstün görüp başarısızlığında küçümseyen öğrencinin putu bölümüdür.
    – Her kim olursa olsun, o olmadan yaşayamayacağına inanan, o kişiyle olan ilişkisini kutsal görüp bağımlı hale gelen kişinin putu en sevdiğidir.
    – Allah rızasıyla da gelmiş olsa bulunduğu mevki ve makama aşırı düşkün olan, koltuğu sarsılsa hayatının bir anda darmaduman olacağına inanan kişinin putu koltuk sevdasıdır.
    – Kendini güzelliğiyle üstün gören genç kızın putu kendi bedeni, aksine kendini çirkinliğiyle aşağılayan ve güzel insanları üstün gören genç kızın putu güzelliğine imrendiği kişilerdir.
    – Yetenekleri ve çalışmalarıyla kendini büyüttükçe büyüten bu yeteneklere sahip olmayan insanları yok sayan kişinin putu becerileridir.
    – Hayatı boyunca Allah’a ve İslam davasına göstermesi gereken sevgi, gayret ve teslimiyeti başka bir fikir veya ideolojiye harcayan, hayatının merkezinde bu düşünceleri konumlandıran ve İslam dışı olsa da bu ideolojinin desteklediği faaliyetleri gönülden yapan kişinin putu ideolojisidir.
    – Kendini eşinden sürekli olarak üstün gören kişinin putu kendisi, sürekli olarak eşini üstün tutan kişinin putu eşidir.
    – Son derece bağlı olduğu gelenek ve göreneklerinden bir an için bile şaşmayan, adetleri yerine getirme telaşındayken namaz kılmayı dahi unutan kişinin putu örfüdür.
    – Sosyal çevresine aşırı düşkün, hayatını onların düşünce ve beğenisine göre organize ederken Allah rızasını ikinci plana atan kişinin putu çok sevdiği dostlarıdır.
    – Çocuğunun kendisinden soğuyacağını düşünüp ona İslam’ı hiç anlatmayan sürekli onun konforunu düşünen anne veya babanın putu çocuklarıdır.
    – Zamanının çoğunu yiyip içmekle geçiren kişinin putu yiyecek ve içeceklerken; sağlıklı kalmak için sürekli olarak ne yiyip içeceğini planlayan kişinin putu aşırı önemsediği sağlığıdır.
    – Annesinin aldığı şalın, çok sevdiği dostunun hediye ettiği kalemin, yanından hiç ayırmadığı doğal taşın kendine uğur getireceğine inanan kişinin putu medet umduğu cansız metaryallerdir.
    – Allah’ın izni ve yardımıyla gerçekleşen doğa olaylarını doğadan görüp ona aşırı bağlı olan kişinin putu doğadır.
    – Girdiğimiz herhangi bir ortamda Allah’ı hatırlatmamız gereken giyim, duruş ve davranışlara sahip olmamız gerekirken herhangi bir çıkar veya haz için başka hedeflerle giyinip hareket ettiğimiz isteklerimiz putumuzdur.
    – Allah’ın izni olmadığı sürece kendisine zarar veremeyecek olan herhangi bir kişi veya varlıktan ölesiye korkan, bu nedenle onun isteklerine göre hareket eden kişinin putu korktuğudur.
    Tüm bunlar ve sayamadığım daha birçok put… Yaşam boyunca kendimizi şirkten korumak ve kurtarmak için ne gibi somut faaliyetler yapıyoruz bunları baştan sorgulamak gerek! “Yok hayır ne alakası var benim kalbim temiz” diyorsanız Allah’ın emir ve yasaklarını gözetmeyip sürekli olarak arkasına sığındığınız ve temiz olduğunu iddia ettiğiniz kalbiniz sizin putunuzdur.
    Selametle.

  • 1 14 15 16

    Mikasa Ackerman için bir cevap yazın Cevabı iptal et

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>