AÇIK MUTFAK

açık

Reçellerimizi yaptığımız mutfakla, lafladığımız salonun arasındaki duvarı yıktırdık, yerine açık mutfak yaptırdık. Yemeğin kokusu salona, salonun sesi mutfağa doldu.

Muhabbetimize siz de buyurmaz mıydınız?


 

1 6 7 8
  • Hatice Serap Dinçer
    10 Ağustos 2018 - 11:06 | Linki al

    Yaşlızlık
    Bunalmış ruh haliyle her gün yapmaman gereken hatalara yeni bir tuğla eklerken buluyorum kendimi. Herkesin içinde başkalarından sakladığı kendince günahları sevapları vardır ya hani hah işte onlar çürüttü ruhumu bilerek ve isteyerek yaptım bazılarını belki diyorum o yüzden olmadı olmuyor. Şimdi aynaya bakıyorum kim bu aynaki ? Herkesin dilinde aynı soru hayatında kimse yok mu? Ay neden olmuyor biri ? Evlenmeyi düşünmüyor musun? Yaşın kaç oldu….. Ben zaten her gece her dakika bu sorularla kendimi boğuyorum birde ne olur siz gelmeyin üstüme demek istesem de yok ya ben böyle iyiyim, evlilik bana göre değil kelimeleri dökülüyor ağzımdan. Peki neden olmuyordu evlilik kader mi insan kaderini kendi mi belirler yoksa önceden mi yazılıdır. Nerdeyse her türlü insanla görüştüm bu yaşıma kadar ama olmadı.. Yaşadığım şehir doğup büyüdüğüm şehir kadını hep ikinci planda tutan sözde dindarlarin şehri, her gelen cüzdanını koydu önce önüme sonra dediler ki evde kimin sözü geçer? Ben dedim ki duruma göre değişir bazen kadın bazen erkeğin.. Bu çok bilmiş dediler, evlendikten sonra çalışacak misin dediler, üniversite okumuş olsun ama ağzı dili olmasın dediler, dindar olsun namaz kılsın, kapalı olsun,sözümden çıkmasın erkeğin işine karışmasın dediler de dediler … Ben sustum çünkü tek üzüldüğüm nokta bu sözlerin çoğunu sözüm ona dindar erkeklerin sarfetmesiydi. Sonra dediler ki büyükler a be kızım bulamadin mi okulda? Buldum tabi kadina saygi duyan, kadını seven,
    her türlü arkasında duran,eşit göreni ama olmaz dediler aileler uygun değil biz muhafazakar bir aileyiz dediler ona da sustum…
    Artık hepten sustum gönlüne göre versin Allah diyenler gönülden alanlar oldu, şimdi bana bir umut verebilecek varmı dokunacak dünyada o kadar dert varken seninki de dert mi diyecek yoksa herkes desinler elbet bende kendime hep böyle dedim bu da dert mi? olmayı versin gönül eşin buda dert mi?

  • Zehra Güngör
    6 Haziran 2018 - 06:19 | Linki al

    …Savaş Bitti…
    Uzun yaz günlerini bilirsin. Sıcak uzun yaz günlerini. En ufak su kümelerini atmak istersin kendini. Serinlemek istersin. Sonra yağmurlu serin sonbahar günleri başlar. Onu soğuk kış günleri izler. Üşürsün. Daha sonra bahar gelir en güzel günleriyle. Mutlusundur. Baharın en güzel günleri Nisan ayı mıdır bilinmez ama o ayda âşık olmayı daha bir seversin. Yeniden âşık olursun doğaya. Daha bir seversin çiçekleri, kelebekler gibi uçmak istersin, özgür olmak. Hayat böyleyken böle mutlu bir şekilde ilerlerken bir fırtına duyarsın yanı başında. Farkına varamazsın hiçbir şeyin sonra anlarsın ki savaş başlamıştır. İnsanlar ölmeye birbirlerini vurmaya başlamıştır. Savaşı anlatmak imkânsızdır kelimeler yetmez. İyi bir tanımı da yoktur zaten onun. Çünkü o başlı başına kötü bir şeydir. Yani kötü günler başlamıştır hayatında hiç unutamayacağın kötü günlerin. Çaresiz cephede bulursun kendini. Belki de istemeyerek ya da yaşamda kalmayı umut ederek ateşlersin silahını. Kendi canına başkalarının canını feda edersin. Yanında omuz omuza savaştığın arkadaşların ölür, sakat kalır. Ölümü istersin bir an sende. Sonra fark edersin ki zaten ölümün içerisindedir o cehennemde. Bu bir kâbus değildir, gerçektir ve gerçeği bu sayfalara dökülenlerden daha acıdır. Tam her şey bitti derken o güzel mavi gökyüzü altında anlamsızca öylece dururken bir fısıltı duyarsın. Savaş bitti diye fısıldar sana. Kulaklarına inanamazsın. Savaş bitti ve herkes artık evine dönecek. Ya geride kalanlar yetim kalan çocuklar gözü yaşlı analar hayatın en güzel yıllarında hayata veda edip gidenler. Bunu için mi savaştık. Din, dil ve ırk uğruna verilen savaşlar mıydı bunlar. Bir şeyleri başarmak bu mu demekti. İnsanların ölmesi mi gerekti. Daha mutlu bir dünya istemiştik. Bunun için mi savaştık. Ya ölen hayatlar peki ya biz ne olacaktık. Hayat eskisi gibi devam mı edecekti. Yeni gelen baharlarda aşık olabilecek miydik? Torunlarımıza o günlerimizi nasıl anlatacaktık biz kahramandık mı? Diyecektik. Suçsuz insanları öldürmek kahramanlık mıydı? Çocuklar yetim kalmasın anaların gözleri ağlamasın ve hayat mutlu bir şekilde ilerlemesi için. Mavi gökyüzü aydınlık denizlerimiz daha berrak olsun için savaşlar bitsin. ARTIK BİTMELİ… Durdurun tüm savaşları dünya böle daha güzel.

  • Â.
    4 Haziran 2018 - 21:45 | Linki al

    Sanırım aynı sıkıntıyı ben de çekiyorum. Farkına üniversite tercihlerini yaparken ve hatta öncesinde sınava girerken bana o kadar güveni olan ailemin bir anda benim yapamayacağıma inandıklarını gördüğümde vardım. Malesef ki açıktan açığa hiçkimse size rolünüzü söylemiyor. Sanırım söyleseler her şey daha kolay olabilirdi. Kurbağayı soğuk suda kaynatmaya başlamak gibi yavaştan yavaştan karakterinize işliyorlar. Ve ne yazık ki geldiğiniz noktada sarılı olduğunuz iplerden kopamayacağınızı farkediyorsunuz. Hatta bir adım ötesinde bu iplerin de size ait olduğunu anlıyorsunuz. Sizi uçurumun kenarına kadar sürükledikten sonra “Sen yaparsın!” sözlerini duymanız işten bile değil. Fakat ben bu yazının, daha doğrusu bu iki hayatın da kötü sonuçla, keşkelerle sonlanmasına katlanamayacak kadar evin asi çocuğuyum. Bu yüzden ne zaman olursa olsun insanlara dur demenin kârına inanıyorum. İnşallah ben de siz de, yaşınız kaç olursa olsun, en küçük bir karar dahi olsa sadece kendiniz için alabilirsiniz.

  • Aslı Sonsuz
    6 Nisan 2018 - 07:55 | Linki al

    Yazmaya nerden başlamalıyım bilmiyorum aslında bilmediğim birçok şeyden en basit olanı belki de budur onu da bilemiyorum. Ruhsal yaşı biyolojik yaşından en az beş yaş büyük olan ben dünyaya gelişinin üzerinden iki yıl geçmesi ile abla oldum. Neyse niyetim hayat hikayemi derinlemesine anlatıp kimsenin zamanını almak değil sadece birilerinin varlığımı fark etmesini umuyorum.

    İlkokuldaydım hani bu çocukların olduğu masum yavrucakların oyunlar oynadığı… İşte o ilkokulda acımasızlığı ebeveynlerinden öğrenmiş çocukların, acımasızca yargıladığı alay ettiği çocukları korumaya, olanlara dur demeye çalıştım. Sonuç hepsinin dışında kaldım.

    Lisedeydim hani şu hayata dair güzel anıların, sağlam arkadaşlıkların edinildiği lise var ya bende o liselerden birindeydim lakin yaşım yaşıtlarımdan hep büyük dolayısı ile yine anlaşılamayan oldum. Çevreme göre aşırı olgun davranışlarım aileme göre hep yetersiz oldu ben her defasında yaşımı ve gerekliliklerini değil ailemi ve o çok önem verdikleri el alemin düşüncelerini kollar oldum.

    Sonra zaman geçti ben bu arada aldığım her kararda kendimi değil herkesi mutlu edeni seçtim! Seçim ne kadar bana aitse. Sınav sonucu geldi bir sene daha kalmak istedim bana çok güvenen ailem tekrar bu puanı alamayacağımı düşünerek tercihimi yapmam yönünde karar aldı, ben olgundum tabi ki tercih yaptım. Çünkü akıllı çocuk olmak bunu gerektirirdi.

    Üniversite bir şekilde sınavlar projeler geçti gitti de benim bu ailemi mutlu etmek üzere kurulu olan düzenim orada da benimleydi çünkü ben büyük çocuktum. Ne zaman bir şey tercih etmem gerekse ben aksini de istesem ailemin dediği oldu. Tercihlerin sonunda ise keşkeler geldi ama olsundu çünkü ben büyüktüm alttan almalıydım, öyle yaptım.

    Mezun oldum geldim memlekete iş bulamadım ülkede onca şey yaşandı birçok kişi benimle aynı durumdaydı. Neyse zaman geçti başvurduğum bir yer döndü ben işe girmiştim, nasıl mutluluk… Tabii iş dünyasında benim gibi ezik ama iyi iş yapanları kullanan çok olur, bu ezik kişilere eziyet etmeyi kendi varlığını kanıtlamak egosunu tatmin etmek sanan da boldur. Bana da denk geldiler, sağ olsunlar! İş yerinde eziyet ettiler ne müdürüm nede bir çalışma arkadaşım sesini çıkar(a)madı ama tabi ki üstesinden gelmeliydim çünkü ben yeni çaylaktım. İçimden çok konuştum ama dışımdan hiçbir şey diyemedim sevgili aileme artık çok iyi biliyordum onlara göre problem bendeydi, onlar tecrübeli bende çaylaktım olurdu öyle bağırmalar hakaretler…

    Hayatımın son yıllarını evde süs bitkisi gibi yaşıyorum, kimin elinden tutup yardım etsem yardım ettiğim işin üzerime vazife olması lakin bunun işten sayılmaması bitki olmayı gerektiriyor çünkü. Şimdilerde evlilik var gündemde korkuyorum hem de öylesine korkuyorum ki evlilik lafına katlanamıyorum. Ben süs bitkisi olarak kalayım istiyorum. En azından haksızlık edişini izleyeceğim insan sayısı belli olur. Hayatıma dair yaşadığım birçok problemde beni değil toplumu haklı gören ailemin muhtemel eşimle yaşayabileceğim her sorunda anlamak ve dinlemek yerine yargılayacağını ve benden olgunluk bekleyeceğini biliyorum artık. Şimdi bana illa ki sorun mu olacak, çok güzel olan evliliklerde var diyecekler vardır, mutlaka vardır böyle evlilikler ancak ben bu kadar şanslı olacağıma inanmıyorum.

    Burada yazılmış olan çok daha ağır konuların yanında kendi anlaşılmama sorunlarımı bir dert olarak değil de bir ses olarak görmenizi dilerim. Kimseyi kimseyle kıyaslamadan uzunca zamandır susturduğum düşüncelerimi en azından burada özgür bırakıyor huzurlarınızdan saygıyla ayrılıyorum vesselam.

  • Zeynep Karaca
    19 Mart 2018 - 07:10 | Linki al

    Virginia Woolf’un odasından bildiriyorum
    Bugün Virginia Woolf’un doğum günü. Kadın olarak var olmak ve biraz da aykırı kalmak isteyen tüm kadınlara Kendilerine Ait Bir Oda ödevi veren bu büyük yazar, kendi içinde de bunun mücadelesini verirken bir çok zorlukla karşılaşmış. Kadın olmak hangi coğrafyada doğarsak doğalım bir çok sorunu beraberinde getiriyor. Her yüzyılda kadınların başka bir sorunu var bu yüzyılda ise ödevimiz özgürlük. Bir kadın ne kadar özgür olabilir, erkeğin alanından çıktığında mı özgür, yoksa üzerine kadın olarak yıkılan doğurgan olma ve bu doğurganlığın yasalarını yerine getirmemeyi başardığında mı özgür oluyor.

    Bunlar çetrefilli konular. Yani ben Woolf’un Kendine Ait Odası’ında söylediği gibi, maddi açıdan özgür ve doğurgan olmayı reddederek bir varlık sahibi mi oluyorum. Kadınların kültür sanat, edebiyat alanında geri kalmalarının gerçek nedeni ekonomik özgürlüklerinin olmaması mı yoksa evde çocuk büyütmek zorunda kaldıkları için mi sanatta ilerleyemiyorlar. Woolf bunu savunuyor. Eğer diyor kadınlar ekonomik özgürlükleri olsa yani kimseye muhtaç olmadan yaşayabilseler çocuk yapma zorunlulukları da olmasa onların içinden de Shakesperare çıkardı. Eğer bir kadın erkeklerin sahip olduğu imkanlara sahip olsa ve tek derdi yazı yazmak olsa erkeklerden çok daha iyi yazarlar çıkarabilirdi diyor.
    Bu konuda haklı olduğu yer var. Ekonomik özgürlüğü olmayan kadın kocasına bağımlı ve onun istediği hayatı yaşayan kadın oluyor. Çocukları doyur, evi süpür, kocasının diğer ihtiyaçlarını karşıla. Bunu feministler bir tür kölelik olarak görüyor. Haklı olabilirler. Ama doğurgan olmamak ve tek mesele para olarak düşünüldüğünde biraz sorun var gibi. İlham ve yetenek konuları nasıl algılanacak. Kocasına bağımlı olmayan kadının yeni bağımlılığı en temel serveti olan doğurganlığı olmadığında gerçekten mutlu olabilecek mi?
    İktisatta çok temel bir durum vardır. Parayı veren sana nasıl yaşayacağını da söylemiş olur. Buradan bakarsak haklılık payı var. Ama ben yine de tüm meselenin bununla sınırlı olduğunu düşünmüyorum. Bir kadın, kadın olduğunu iddia etmek için illa diğerinden farklı davranmak zorunda kalmamalı. Erkekler ne kadar insansa kadınlarda o kadar insan olmalı. Aradaki ilişki de eşitlik ve adalet üzerine kurulu olmalı. Benim tahminlerime göre bu postmodern dünya başka bir yere evrilirken kadının konumu da değişecek. Hatta bizim coğrafyadan bu değişimin sesi duyulacak. Kadınlar zaten artık yüz yıl öncesine göre kocasının dediğini yapan tipler değiller. Çocukta kariyer de yapan kadınlar var. Bu tip kadınlar yeni bir kadın modeli doğuracak diye düşünüyorum.
    En temelde de dünyaya geldiğimden beri para kazanmak zorunda kalmadığım bir hayatım olsa, ben de şimdiyeli Woolf olmuştum. Buna inanıyorum ama meselenin bu kadar düz olduğunu düşünmüyorum. Çünkü her coğrafyada, dinde kadına bakış farklı. Ama davranış aynı. İnsanlığın yani erkek egemen insanlığın gözünde kadın, doğuran ve kocasının yuvasında mutlu olmayı başardığı oranda kadınlık derecesi anlamlanan bir durum var. Kadın yani toplumun dayattığı değil de kendi istediği gibi bir kadın olma tercihinde bulunan her kadının yolunun kesiştiği Woolf’u saygıyla anayım dedim. Kendine Ait Bir Oda, Dalgalar ve Yıllar da önereceğim kitapları arasında. Bunun dışında Saatler adlı bir film var. Woolf’un dünyasındaki kadınları anlatıyor. Kendi yarattığı kadın karakterlerinin hikayesi. Bunun dışında bir insana ne olması gerektiğini söyleyen herkes ve her durum biraz faşisttir. Başkasına nasıl davranması gerektiğini öğretmeye kalkmayan bireysel özgürlüklere ve bunun sonucu olarak var olan kollektif birlik bilincinin dünyayı sanması umudu ile. İstediğim çok fazla bir şey biliyorum ama dünya bireysel ve toplumsal faşist zihinden çok çekti. Bu yüzyıl her açıdan savaşlar ve insanın konumu açısından farklı olacaktır. Bu farkı biraz deneyimleyecek olan bizler de umarım daha güzel günlere denk geliriz.

  • 1 6 7 8

    Fatma Özenç için bir cevap yazın Cevabı iptal et

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>