AÇIK MUTFAK

açık

Reçellerimizi yaptığımız mutfakla, lafladığımız salonun arasındaki duvarı yıktırdık, yerine açık mutfak yaptırdık. Yemeğin kokusu salona, salonun sesi mutfağa doldu.

Muhabbetimize siz de buyurmaz mıydınız?


 

1 2 3 15
  • Papatya
    2 Mayıs 2015 - 14:52 | Linki al

    Kalıplara konmaya çalışmaktan bir etiketin alt başlığı olmaya zorlanmaktan hem kendi adıma hem insanlık adına hep nefret ettim.Kıyafetime,tavrıma,ses tonuma,gülüşüme,oturuşuma göre sen şusun denilme çabasını asla anlayıp saygı duyamadım.
    ‘Hayır sen yanlış düşünüyorsun’ diyen insanlardan uzak durmaya çalışarak kendimi bir koruma kalkanına almak zorunda kaldım.İnsanlara kendi düşüncenize uymayan her şey yanlış değildir demekten artık yorulduğumu farkettim.
    Çevremin beni kendi doğrularına göre işaretlemeye çalışması benim de onlar gibi olmam için uğraşmalarından midem bulandı artık.
    Yüksek sesle konuştuğum için ayıplanmaktan,gülerken dişlerim göründü diye günahkar damgası yemekten,pantolon giydim diye hafif meşrep olduğuma dair yapılan imalardan,akşama kadar kadınlarla diz dize çalışan erkeklerin benim girdiğim her ortamdaki her erkekten nefret etme çabasından ,Müslüman kadın şöyle olur,tesettürlü kadın böyle olur nutuklarından,hanımefendi gibi giyinmedim diye “evde kalırsın bak haaa”diyen akrabalardan,başörtümün şekline göre benim ne kadar takvalı olduğumu tartmaya çalışan zavallılardan,bacak bacak üstüne attım diye ayıplanılıp yerin dibine sokulmaya çalışılmaktan,”kız başıma” yurt dışına çıktım diye arkamdan söylenmedik laf bırakmayanlardan,benim kendisi gibi olmam için üstün çaba sarf eden herkesten,her şeyden artık nefret ediyorum.Ayağa kalkıp beni sizler var ettiniz sağ olun var olun sizi lanet olası pislikler diye bağırmak istiyorum.Bağırayım ki yılmadığımı yıldıramadıklarını görsünler istiyorum.Belki de sadece bakın ben sizin gibi değilimi ispatlamak istiyorum.
    Çok şükür ki ayağa kalkıp bağıramasam da yılmadım.Nefret ettim,bıktım hatta bazen lanet ettim ama asla yılmadım.İyi işler yapmak için söylenenleri kulak ardı edip yürümeyi öğrendim.Kim ne derse desin hangi başlık altına adımı yazmayı uygun görürse görsün umutlarımı,hayallerimi bir nefretin arkasına terketmiycem.Her öfkem her nefretim daha çok gayretlendirmiş beni farkında olamadan.
    Nefretlerimin altında imzası olan her’şeye’selam olsun.

  • B.
    2 Mayıs 2015 - 14:50 | Linki al

    Erkekler ve kadınlar, apayrı dünyalar demek. Evlilik ise, bu ayrı dünyaların bir arada yaşama sanatı. Belki de dünyanın en zor işlerinden biri. Kitabımızdan, peygamberimizin evliliklerinden ilham almak bu zoru nasıl kolay kılarız açık açık gösteriyor. Hayır buraya bir psikolog olarak nasıl mutlu evlilik olur diye ahkam kesecek değilim. Üstelik kendi evliliğimde işler iki ucu bilmemne olmuş hale geldikten sonra. Evlilik nedir deyip durduk yıllarca. Kimse de çıkıp ne değildir demedi. Hani strateji oyunları olur, hedefe ulaşmak için plan kurarsın, hamleler yaparsın, gerçek değildir hiçbir şey aslında. Evlilikte kadın erkek arasında bu oluşmaya basşadıysa eyvah ki ne eyvah. Malesef biraz yaradılış yüzünden, biraz da cinsiyet algısı nedeniyle yetiştirilme tarzından dolayı evlilik bu oyun için biçilmis kaftan. Burada yine kadının yani annenin erkek olan evladına yaptığı yüceltme, ve yine bir kadın olan annenin kız evladına yaptığı baskı, bu oyun için tam bir zemin oluşturur. Annesi tarafından hep yüceltilmiş adam, annesi tarafından hep baskılanmış olan kadını sever. İşte savaş baslar. Hele adam bir turlu kendini gerceklestirememis, hayallerine ulasamamis, kendini ispatlamaya calisma derdinde, kadın ise şimdiye kadar gördüğü bütün haksızlıklara inat, kahramanından göreceği telafiyi arayıp bulma derdinde iken. Erkek kadinin kendisine olan zaafini bir gördü mü, savaş başlar. Tek kişilik savaş. Kocandan mahrum kalmamak için oyuna dahil olursun. Ama erkekteki o benlik duygusu kadında olmadığından, bir türlü olmasına izin verilmediğinden, adama naparsan yap diyemediğinden, kendini acındırarak, yalvar yakar onsuz kalmamak icin savaşırsın. Yani bir gramcık benliğini de teslim eder, savaşıyorum zannedip kendini bitirirsin. Zaafın gittikçe artar. Kısır döngüde adam kadınla, kadın kendisiyle tek başına savaşır durur. Ya giderse, ya gelmezse, ya aramazsa, ya annesine şikayet ederse, ya yanımda yatmazsa. Birbirini adam etme oyunu. Ders verme oyunu. Benliklerin savaşı. Bu oyunda kadının küsme hakkı yok, kırılma şansı yok, boyun eğersen devam, eğmezsen tamam. Adamın kadına öfkelenmeye, kendisinden uzak bırakmaya hakkı vardır. Bu hakkı bu sistemden alır. Kadının ise kocasından izin almadan küsmeye bile hakkı yoktur. Ben kırıldım, sensizlik tehtidi beni bitirdi, gidiyorum iki gün derse, bekleseydin o gelirdi zaten derler. Şu üç günlük dünyada benliklerin kendini var etme çabası. Sonuc ne mi, bizim inancimiza gore, hesap günü yaşanan o büyük pişmanlık. Herkese savaşsız oyunsuz huzurlu yuvalar dilerim.

    • Ruhsar
      22 Mayıs 2015 - 18:17 | Linki al

      Şu an bu durum içindeyim. Evli değiliz. Evlilik gibi bir beraberliğimiz var. Fena halde evlilik gibi olduğundan yıldım. Herhangi bir gelecek vaadi yok. Yakınlaşma çabası yok. Mutlu etme gayreti yok. Herhangi bir konu hakkında fikrini bile beyan etmiyor. Eve geliyor. Yemek yiyor. Kitabını okuyor. Sevgi, saygı, ilgi ve alaka görüyor. Ben yokum. Ben konuştuğum zaman uyuyakalıyor. Taleplerimin farkında olmadığını düşünerek ifade ediyorum. Oralı olmuyor. Kurulu ve bozulmayacağına güvendiği bir düzen ve sonsuz sevgisi olan bir kadın var. Sevdiğini söylemek ve göstermenin insanı bu kadar ruhsuzlaştıracağını düşünemedim. Ayrılmakla tehdit etmeyi çok basit bir taktik olarak görüyorum. Her tehdidimden sonra daha kuvvetli biçimde ben yakınlık kuruyorum. Şimdi ise vazgeçtim. Gerçekten oyunla, umarsızlıkla, tüm sevgimi sömürürken böyle bir karşılıksız bırakışla mücadele etmeyeceğim. Elbette daha iyi bir ilişki, başka bir ilişki kurabilirim. Kimseye mecbur ve muhtaç değilim. Sürekli beklemeyi değil, mutlu olmayı hak ediyorum. Kendimi seviyorum.

  • Seda Oruç
    2 Mayıs 2015 - 14:50 | Linki al

    Tam 22 yıldır Bursa’nın havasını soluyorum.Başlarda evimi, sokağımı, mahallemi çok seviyordum.Şimdilerde aynı şeyi söyleyemiyorum.Neyse lise yıllarıma geri dönmeliyim.
    O zamanlar çok büyük dertlerim yoktu. ” Yarabbi taşınacak suyu göster, kırılacak odunu ” diyordum.Üniversiteye geldiğimde de durum çok farklı sayılmazdı.İlk yıllarımda bir ” üniversite ” okuduğumun ayrımını yapamıyordum.Aynı şehir, aynı insanlar.Kafam rahattı.Faaliyetler, dersler derken hayat geçip gidiyordu. Ta ki 3. sınıfa gelene kadar. O gün de diğer günlerden farkı yoktu. Sınıfa girdiğimde bir ışık gözümü almıştı. Başımı çevirip baktığımda ne göreyim ? Tek taş ve alyans. Arkadaşım hemde sınıf arkadaşım evlenmişti.
    İnanamadım hemen facebooktan profiline girdim. Gözlerim büyümüştü. Gelinlikli fotoğrafları vardı. Şok olmuştum. Artık etrafıma daha dikkatli bakıyordum. Her geçen gün yüzükler artıyor, profil fotoğrafları tazeleniyordu. İnsanlar akın akın evliliğe sürükleniyordu.Sevgilisi olanlar evlilikten bahsediyor, ailelerle konuşuluyordu ve kararlar alınıyordu.
    Bu durumdan az zayiatla kurtulmayı düşünüyordum. Lakin durum sandığım kadar basit değildi. Oğlu olan teyzeler, okulumu ve sınıfımı soruyordu.Sonra baştan aşağı süzen bakışlar. Ailem benim evliliğimin nasıllığı üzerinde kurgular yapıyordu. Bütün herkes ne olmuştu da birden değişmişti ? Çok bunalmıştım.
    Bir gün Bursalı bunalan dindarların yaptığı gibi Ulucami’ye gittim.En içten şekilde ellerimi açtım ve dua ettim. Ferahladığımı hissediyordum. Ellerimi yüzüme sürdüğümde tam yanı başımda nur yüzlü, eli tesbihli, sırtı bükük bir teyze peyda oldu. Selam verdi. Galiba yasin verecek diye düşünürken konu birden okuluma ve kaçıncı sınıf olduğuma geldi. Sonra yine süzen bakışlar. Birden ayağa fırladım, ayakkabılığa koştum. Ayakkabılarımı alıp camiden hızla uzaklaştım. Çarşıda evlerine eşya bakan çiftleri görüyor ve adımlarımı daha da hızlandırıyordum. Eve, beni kovalayan fırtınadan kaçarcasına girdim.Tek sığınağım orasıymış gibi.Oturup nefes aldım. Birden kapı çaldı. Gelen üst mahalleden komşumuz Cevriye teyzeydi.Annemle bahçemizdeki meyve ağaçlarına bakacaklardı.
    Cevriye teyze kısa boylu, kırmızı yanaklı, calışkan bir Karadeniz kadınıydı.Annem, Cevriye teyze ve ben bahçemize doğru yürürken:
    -Ha bu senun böyuk kizmidur?
    -Yoo bu ufak olanı.
    -Öyla mi? Kaça cideysun kizum.İlahiyat okiyidun değul mi?
    -Evet teyze
    -Maşallahhhh
    Ve arkasından yine aynı bakış. Nasılsa bu teyzenin oğlu yoktu rahatlığındaydım. İşimizi bitirdik. Annemle ben eve çıkarken, Cevriye teyzeninde 2 oğlu var ve bekar. Ondan sordu heralde, dedi. Beynimden vurulmuşa döndüm. Bekar bekar bekar bekar bek..
    O gün sadece uyumak istiyordum. Ve uyanınca da gerçekten uyanmak

  • Haşime Elif Kılıçaslan
    2 Mayıs 2015 - 14:49 | Linki al

    Eski evler vardır.Hangi eşyaya dokunsan ayrı bir hikaye anlatır.Kendine has kokusuyla.Ama neresine dokunsan elinde kalır,dökülür,bazı insanlar gibi.

    İlk örtündüğüm yıllar da tanışmıştık.İkimizde de ayrı bir çoşku.Yeni yeni hakikatlere koşuyorduk.Öyle sanıyorduk.Çok masumduk.Çok güzeldik.

    Kızlar işte biraz yakınlaştı mı yatılı kalmalar başlarlar.Evleri tek katlı bir gece kondu.Şehrin biraz dışarısı sayılır.En azından o zamanlar öyleydi.Onlarda kaldığım bir gece kendi hikayesini anlattı.
    Babaları o küçükken hep içkili gelirmiş.Geldiğinde de anneden çocuklara doğru bir sıra dayağı.O nedenle o geleceği zaman sabaha karşı evden kaçar şuradaki kayalıkların arkasına sığınırdık dedi.Gün aydınlandığında annem sızıp sızmadığını kontrol eder ve eve girerdik.
    O kayanın ardında kaç kez sabahlamışlar.Ne çok üşümüşler.Bitmedi!

    Bir öğleden sonra pazardan anneleriyle eve döndüklerin de Tuğba açmış kapıyı.İçeri ilk o girmiş.Babası oturma odasının ortasında kendini asmış.Bu sahneyle yaşadım yıllarca dedi.Sarılmama izin vermedi.Güçlü kızdır Tuğba.Ben ağladım o ağlamadı.
    Ben sarsılmıştım.Böyle bir hayatı düşünmeyi bırak dünya da varlığından ilk kez haberdar oluyordum.Bu kadar yakınımda.
    Uzun yıllar arkadaşlık ettik.Çok şey paylaştık.Sonra cemaat,parti ve fikir ayrılıkları aramıza girdi.Uzun uzun saçma sapan tartışmalar.
    Uzaklaştık yinede bağı hiç koparmadık.
    Birbirimizden hep haber aldık.

    Sonra annesinin öldüğünü öğrendim.İki kız kardeş hayata tutunmaya devam etti.
    Bir ara başka şehre okumaya gitti.Okulu yarım bıraktı derken Mısır’a gittiler.Dil öğrenmek,üniversite okumak için.
    En son onlarla orada ilgilenen öğrenci gurubunun başkanı bir gençle evlendiğini duydum,sevindim.Öyle ya her evlenene seviniriz.
    Aradan yine koşar adım yıllar geçti.Türkiye’ye geldiğini öğrendim.Sonunda buluştuk.

    Heyecanla başladım söze.
    O cevval kızın gözleri sönmüştü.İçimden bir sürü mazeret üretiyorum.
    Anlatmaya başladı.O anlatır.Yaralarının görünmesinden hala korkmuyor.Evlendiği o mücahit (!) gencin slogan atmak dışında yaptığı şeylerde varmış.Sözde eski sevgilinden bir türlü kopamamış.Evlendikten 15 gün sonra eski sevgiliye dönmüş.O sıralar Filistin elçiliğinin önünde eylem vardı.Belki oradadır dedi,gülümseyerek.

    Evlendiğin de haberdar olmuş bir sürü saklanan şeyle.Şimdi ayrılmışlar.Kız kardeşi evlenmiş.Anneden kalan o küçük gecekonduda tek başına yaşıyor.Tek başına…
    Kırklı yaşlarına girerken,bir gece kondu da yapayalnız.
    Bazılarımız için hayat ne kadar ağır.O şimdi mahallenin genç,güzel dul kadını.Ne yapsa kabahat.Genç kızlık yılları babası olmadığı için karışan akrabalara isyan ile geçti.Şimdi akraba namına ne varsa uzaklaştırmış etrafından.
    İnsan güçlü bir varlık.Babasından kalma onca ağırlığı taşıdı.Daha bir sürü şeyi.Sonra sevdiği adamın tam doksanıncı dakikada attığı golü de göğüslüyor.Ama ya bu toplum ve değer yargıları.Her gün uğraşmak zorunda kalacağı şeyler.
    Ne kadar ağır…
    Kadınlar hakkında konuşmayın artık.Hele sakın kollamaya falan da kalkmayın.Kendi dünyasının tüm canavarlarıyla savaşmış bir kadın var orada.Sizin kollamanıza,iyiliği (!) için söyleyeceğiniz hiç bir nasihate ihtiyacı yok.
    Siz her adımını,gülüşünü,konuşmasını,arkadaşlarını,cümlelerini yargılamaya hazır ve nazır yığın ” topunuzun canı cehenenneme! ”

    Beraberce “Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil.” deyip kocaman bir kahkaha attık o kader dedikleri kabusun üzerine.

  • 1 2 3 15

    Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>